EVRENDEN TORPİLİM VAR
Siz hiç 150 kilo oldunuz mu? Sizin hiç yabancı bir ülkede
bavulunuzu kaybettiğiniz, sabahları mısır gevreğine bira döküp
hayatta kalırken günlerce tek kelime bile konuşmadığınız, dayak
yedikten sonra girdiğiniz komadan bir gözünüzü kaybetmiş olarak
çıkıp tekrar parklara döndüğünüz, annenizi kaybettikten sonra
hapiste yatarken babanızı kaybettiğiniz oldu mu?
Peki ya sonra o yabancı ülkenin dilini şakır şakır konuşup hatta
seslendirme yönetmenliği bile yaptığınız, o ülkedeki filmlerde
başrol oynadığınız, 70 kilo verip filinta gibi olduğunuz, yeni
ve mutlu bir hayat kurduğunuz, elinizi attığınız her işi altın
yumurtlayan tavuğa çevirdiğiniz, her saniyenizi gülümseyerek
geçirdiğiniz, hayatta istediğiniz her şeyi elde etmeye
başladığınız oldu mu?
Bütün bunlar bu kitabın yazarının başına geldi.
.......
Yazar Aykut Oğut.
Oyuncu, seslendirme sanatçısı, yönetmeni ve yaşam koçu; 12 sene
ABD’de sinema dünyasının içinde yaşadı, çalıştı ve yakında zaman
ülkesine geri dönerek kişisel gelişim alanında yaşam
danışmanlığı çalışmalarına başladı.
EVRENDEN TORPİLİM VAR Aykut Oğut’un 21. yüzyılda dünyada eşine
az rastlanır olağanüstü yaşam deneyimlerinden yola çıkılarak
yazılmış hem bir akıl defteri hem roman ve hem de yeni bir yaşam
rehberi.
Aykut Oğut’un yaşamı kısa kısa kendi sözleriyle:
“1971 yılında İstanbul’da doğdum. Öz babam, ben daha üç aylıkken
öldüğü için, hiç tanışma fırsatım olmadı. Annem ben 14 yaşımda
iken dünya tatlısı bir adamla tekrar evlendi ve bir üvey babam
oldu. Ben lisedeyken son derece gereksiz bir şekilde Ankara’ya
taşındık.
Lise sona gelince, hayalim olan mimarlık ya da elektronik
mühendisliği için yeterince dershaneye gitmediğim ortaya çıktı.
Beni aptal sanmalarını istemediğim için annemlere gerçeği
söyledim. Yani üniversiteye hazırlık kursu paralarını özel
bilardo derslerine verdiğimi... O noktada çok iyi bilardo
oynuyor olmam, annemin sinirini azaltmadı, ama gerçekten çok iyi
oynuyordum.
Sınavı kazanamayacağımı anlayınca, ani bir manevra yapıp
konservatuvar tiyatro bölümüne girmek istedim. Bizimkiler,
torpille Kıbrıs’taki bir okulda yer ayarlamaya çalışırken, ben
tiyatro sınavlarına hazırlanmaya başladım. Çok iddialı girdim ve
çok iddialı bir şekilde kazanamadım. Kazanamadığımın ertesi
günü, o zamanın bölüm başkanı olan sayın hocam Cüneyt Gökçer’in
kapısını çaldım ve “Benim kadar yetenekli biri neden bu sınavı
kazanamadı,” dedim. Kendisi de bana “Çok kilolusun canım ondan”
dedi. Bu arada söylemeyi unuttum, o sıralarda yaklaşık 130 kilo
idim. O yaz, tam otuz kilo verdim ve kış vakti gelip de okul
açıldığında tekrar Cüneyt hocamın kapısını çaldım “Hocam ben
bütün bir yıl boyunca derslerinize girmek istiyorum” dedim. O
anki ifadesini görmeliydiniz. Cüneyt hocamın derslerine misafir
öğrenci olarak girmeye başladım. Ardından bütün hocalarla tek
tek konuştum ve hepsinin derslerine girmeye başladım. Bir süre
sonra, o yıl sınavı kazanmış öğrencilerden daha fazla ders
almaya başlamıştım bile. Neyse, zar zor geçen iki yıldan sonra
1990 yılında, Ankara Üniversitesi’nin oyunculuk bölümüne kapağı
attım.
Okulda öğrencilik yaparken, aynı anda piyasada kendime bir yer
edinme çabası içinde seslendirme yapmaktan, dizilerde
oynamaktan, okulu ancak yedi yılda bitirebildim. Bugün
karşılaştığım oyuncuların büyük bir kısmına “O benim sınıf
arkadaşım” dediğim zaman insanlar çok şaşırıyor. Ee kolay mı
yedi senede 7 ayrı sınıf mezun ettim.
1995 yılında annemi kaybettim. Diyebilirim ki, annem benim
hayattaki en yakın arkadaşımdı. En yakın arkadaşımı, dostumu,
annemi aynı anda kaybetmek hiç de kolay olmadı. Annemin
ölümünden sonra – o zamanlar adını koyamadığım – garip bir
değişim başladı bende. Son derece rahat bir hayatım olmasına
rağmen, bir şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Bir anda,
elimde var olan şeyler artık beni tatmin etmemeye başladı ve ani
bir kararla beni bekleyen şeyleri, kariyer, evlilik, daha lüks
bir hayat vs. bırakıp, Amerika’ya yerleşmeye karar verdim. Karar
verdiğim günden Amerika’ya gitmek üzere uçağa binmem tam 13
ayımı aldı. Size bu yolculuğun hikâyesini bütün detayları ile
kitabın içinde anlatacağım.
Şimdilik tek söyleyebileceğim şu; ağustoslardan bir ağustos,
arabamla sokaklarda “Ben Amerika’ya yerleşiyorum” nidaları
atarak dolaşırken, 3 Eylül günü Florida eyaletinin küçük bir
kasabasında, Mobil benzin istasyonunda tuvaletleri temizlemek
üzere işe başladım. Cebimde beş kuruş para yoktu ve İngilizce
bilmiyordum!!!
EVRENDEN TORPİLİM VAR’ı Kullanma Kılavuzu
“Bu kitabı yazmaya karar verdiğimde, nasıl bir yol takip etmem
gerektiği hakkında pek bir fikrim yoktu,” diyor Aykut Oğut.
“Yıllardır birlikte çalıştığım hocalarım, kendi deneyimlerim ve
hayat koçluğu yaptığım insanlardan öğrendiğim bir şey var;
hayatı tek bir formüle koyup herkese uygulamak mümkün değil. Bir
kitap yazıp; sizden sonra gelen bütün nesillerin aynı öğretileri
kelimesi kelimesine, tam olarak anlamadan, yaşadıkları zamanları
bilmeden okunmasını ve böyle bir kitaptan faydalanılmasını
beklemek, bir yazar olarak yapılabilecek en büyük hata olur.”
“Herkesin kendine özgü bir hikâyesi var ve bugün, içinde
bulunduğunuz her durum – iyi ya da kötü – tamamen sizin
yaratımınız. Bir yazar, hoca, usta, artık ne isim verirseniz
verin, rahat koltuğunda oturup, sizi tanımadan, sohbet edip sizi
dinlemeden, sizin geçmişinizi anlamadan, size bir kitap
aracılığı ile hayatınızı nasıl yaşayacağınızı anlatamaz.”
KİTAPTAN
“HAYATIN TEK AMACI DENEYİMLEMEK VE KEYİF ALMAKTIR.”
EVREN NASIL ÇALIŞIR!
(Nereye gitti bu uzaktan kumanda?)
Tanrı evreni yarattı, iyi güzel. Bizi de içine yerleştirdi, o da
güzel. Peki bu evrenin içinde kendi başımıza yaşamımızı nasıl
sürdüreceğiz? İsteklerimiz nasıl gerçekleşecek? Tanrı ile nasıl
konuşacağız? Gelişimimizi nasıl sağlayacağız? Evren’in mükemmel
bir sistem olduğunu düşünürsek; bu sistem nasıl çalışır?
Bir süre öncesine kadar bu konu, sadece filozofların ilgilendiği
ve bilim adamları tarafından ciddiye bile alınmayan bir
konuyken, son yıllarda, artık kuantum fizikçileri bile aynı
konuyu bilimsel yönlerden incelemeye başladılar. Bu bölümde
bahsedeceğim konular, yeni çağın kuantum fizikçileri tarafından
ele alınmış ve doğruluğu hayretle İZLENMİŞTİR. Burada size
bilimsel birtakım veriler verip canınızı sıkmayacağım, ama
bir-iki tane Kuantum Fizik kitabı okumanızı hararetle tavsiye
ediyorum.
Bir an için, üzerinde bulunduğumuz dünyanın, bir saniyede
yaşadığı hareketi gözünüzün önüne getirin: İstanbul’un göbeğinde
yaşanan trafiği, Borsa’daki hareketliliği, dünyanın başka bir
tarafında olan trafik kazasını, yeni doğan bir bebeği, ölen
birini, yere düşen bir bardağı, gülümseyen bir insanı, hepsini
gözünüzün önüne getirin. Bütün bunlar bir kaos gibi görünse
bile, aslında mükemmel çalışan bir makinenin parçaları olmaktan
başka bir şey değil. Hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu: “Nasıl
oluyor da Tanrı herkesi aynı anda duyabiliyor? Eğer herkesi aynı
anda duyabiliyorsa, nasıl oluyor da yakarışların bir kısmına
cevap veriyor, bir kısmına cevap vermiyor?”
Tanrı’nın herkesi (Evren’in sadece bizim gezegenimizden ibaret
olmadığını da düşünecek olursak) aynı anda duyması ve cevap
vermesi bayağı zaman alıcı bir iş olurdu sanırım. Zaten en
başında, kendini içimize yerleştirip, güçlerini bize aktarmış
olması da, bu dahiyane planın bir parçasıydı. Tanrı aslında her
şeyi otomatik pilota bağladı. Bize düşen tek görev, otomatik
pilota gideceği rotayı söylemek. Biz istesek de istemesek de, bu
böyle çalışıyor! Geminin kaptanı olduğumuzu kabul eder ve gemiyi
istediğimiz yere götürürüz ya da kaptanın biz olduğunu kabul
etmez ve YİNE DE gemiyi istediğimiz yere götürdüğümüzü
bilmeksizin bunu yaparız.
Şimdi elimizdeki verilere bir bakalım: Sınırlarını henüz hayal
bile edemediğimiz bir evrende, yüz binlerce galaksiden bir
tanesinin içinde bulunan, yüzlerce güneş sisteminden birinde, 9
gezegenden bir tanesinin üstünde, 6 milyar civarında insanla
birlikte, yüzlerce değişik dil, binlerce değişik aksanla
konuşup, geçinip gidiyoruz. Bu kadar farklı ve kalabalıkken,
hepimiz için EŞİT şekilde işleyen bir EVRENLE İLETİŞİM SİSTEMİ
kurmak gerekiyordu.
Eğer bu ortak iletişim sistemi, yalnızca konuştuğumuz dilden
oluşsa, bazı toplumlar diğerlerinden daha üstün olacaklardı.
Eğer bu iletişim, müzikle sağlansa, bu sefer de müzisyenler daha
avantajlı durumda olacaklardı. Ya da çeşitli kültürler arasında
bulunan farklardan dolayı, aynı müziği herkes beğenmiyor
olacaktı. Eğer sadece yazıyla ya da işaretler ile sağlansa, bu
sefer de okuma yazma bilmeyenler ya da görme engelliler bu oyunu
tam anlamıyla oynayamayacaklardı.
Bir an için kitabı elinizden bırakın ve bütün dünya insanlarının
EVRENLE İLETİŞİM de kullanabilecekleri ortak bir yöntem
düşünmeye çalışın. Altı milyarın üzerinde insanın, Evrenle, EŞİT
şekilde iletişim kurmasının nasıl mümkün olabileceğini şöyle bir
hayal etmeye çalışın. Yani, “siz Tanrı olsanız nasıl bir sistem
geliştirirdiniz?”
Kitabın künyesi
EVRENDEN TORPİLİM VAR
Aykut Oğut
DHARMA YAYINLARI
1. Baskı Şubat 2009
70. Baskı Ekim 2010
264 s.
ISBN 978-9944-986-81-6
www.gulumse-odaklan-degistir.com
www.evrendentorpilimvar.com
www.ikeogut.com
www.ayrasehri.com
BASINDA
Evrenden Torpilim Var


